Charles Dickens

Tam adı Charles John Huffam Dickens olan İngiliz roman yazarı. 1812 yılında memur bir ailenin oğlu olarakPortsmouth‘ta dünyaya geldi. Küçük yaşta büyük maddi zorluklarla karşılaşan Dickens, 11 yaşına geldiğinde bir boya fabrikasında günde 10 saat çalışmak zorunda kaldı. Çocukluk ve gençlik yıllarının büyük bir bölümünü çeşitli işlerde çalışarak geçirdi. 15 yaşına geldiğinde bir avukatın yanında […]

Halide Edip Adıvar-Ateşten Gömlek

Nefer iki sınıf, bir kısmı çocuk gibi nazlanıyor, herkesin kendisiyle meşgul olmasını istiyor. Şehit olmuş bir arkadaşın veyahut zabitin matemini yüksek sesle ağlayarak tutuyor. Öteki kısmı ziya gibi, göğsü açık, çok zaman kan içinde başının ay yıldızlı başlığı altında yanık ve kavi yüzü bir tablo gibi duruyor. Bu yüzde hiçbir şey değişmiyor, sabit ve sinirsiz […]

Joseph Heller- Madde 22

“Madde 22’yi bize göstermelerine gerek yok.” diye yanıt verdi yaşlı kadın. “Bazı maddeler göstermek zorunda olmadıklarını söylüyor.” “Hangi madde söylüyor bunu?” “Madde 22”

Yusuf Atılgan-Aylak Adam

“Bir büyük şehrin gürültüsünde insan,kimseye sezdirmeden istediği zaman yellenebilir. O yellenemezdi.” diye başlıyordu.Bu cümlede adamın bütün hayatının gizli olduğunu kim fark edecekti? Ya ikincisi,sık sık burnunu çeken kadının hikâyesi! Sonra yarıda kalan hikâye! Tiklerden bahsetmişti.Boynunu kütleten bir adam vardı.İyi ki bitmemişti.Onlar “Sonunda beni sürüklediği büyük felakete rağmen onun kollarına atıldığım gecenin tadını unutamıyorum,” diye başlayan […]

Halit Ziya Uşaklıgil-Aşk-ı Memnu

Kaç kere bunu söylemek için cesaret etmek istemişti, fakat kendisini meneden bir şey vardı. Zannediyordu ki, onu söyleyecek olursa Behlül gülecek, eğlenecek, bütün etraftan, bu çamların arasından alay kahkahası patlayacak, ona: Lakin çocuk! Seninle eğlendiler, diyecekler. O zaman? O zaman artık ölmek lazım gelecek.

Gabriel Garcia Marquez-Yüzyıllık Yalnızlık

Birisi, kabuk tutmuş yaralarımızı okşamaya başladığında, cırt diye açılıveriyor ve oluk oluk kanama başlıyor yeniden… Birine teslim olduğumuzda ve içimizi döktüğümüzde, bedenimiz ve ruhumuz kan içinde kalıveriyor. O yüzden değil mi, içimizi tutmalarımız, birine teslim olmaktan korkmalarımız, ortalıkta tedirgin ve gergin dolanmalarımız? -anlatsam mı, anlatmasam mı?- kararsızlığımız, -bu sevgi beni acıtır mı?- kuşkularımız… Her zaman […]

Marcel Proust-Kayıp Zamanın İzinde

Bir insanla aramızdaki bağlar, sadece zihnimizde mevcuttur. Hafıza, zayıfladıkça bu bağları gevşetir; kanmak istediğimiz ve başkalarını, aşk, dostluk, kibarlık adına, herkes ne der korkusuyla veya görev duygusuyla inandırdığımız hayale rağmen, tek başımıza var oluruz. İnsanoğlu, kendi dışına çıkamayan, başkalarını ancak kendi içinde tanıyabilen ve aksini iddia ettiğinde yalan söyleyen bir yaratıktır.