“Bir Romanın İçine Saklanmış Şiir”

Geçtiğimiz sene “Engelsiz” isimli romanıyla tanıdığımız Gizem Kuruoğlu’nun eserini inceledik. 

Okuduğumuz zaman keşke daha çok şiir yazsa dedirtecek mısralara yer var. 

Romanda şair olan ana karakterinin kalemine armağan edilen şiirler, yazarın eserden önce hayat verdiği dizeleriymiş.

Her kitap bir kutudur ve bu eserde de içinde saklanmış güzel bir şiir bulduk. Sizin için sobeledik!

*****

 

Paskalya Telaşı 

 

Esmer bir haritaydı tenim

parmak uçlarını bastırıp

nereden nereye gideceğini merak ettiğin. Kirpiklerin hep kuzeye bakardı

ben güneyden gelirdim

-gamzelerinin, gülüşün şoförü olduğu-  

Her paskalya durağında

rüyalarımda “sabah” görürdüm. Esmer bir kılıç çekerdin saç tellerime -iyi bir isabet ile-

Uyandığım zaman “akşam” görürdüm. Öğle yemeklerimizi çalardı

bizim orada uyuyan bulut.

Bir harita yardımıyla geldin bana

çakmak taşı arsızlığı vardı sigaranın ucunda. Yangını kimin çıkardığı malum

hiç gelmeyen isimsiz çiçeklerin sahibi de.

Bu fasıl başka fasıl

gelişine paskalyalar ördüğüm fasıl…

Hep sesine giderken eksilirdim

telaş ederdim gölgeler şarkı söylerken

gözlerimi aşar, asfaltlarımın yakınında uzanırdın -bir haritayı yakmadan yangın çıkarmak

çok zormuş meğer-

Kayıp bir şehrin kralıydın sabahlarımda 

Bendim:

haritan, terzin, soytarın, kraliçen, şairin… Her mısramın hakkını bundan alırdım.

Söksen ördüğüm hırka tacını

elimde hep bir iğne iplik telaşı…

Döksen gözünden bir damla yağmur burnumun ucunda kırmızı bir kahkaha telaşı…  

Ne zaman ilaç yazsan “zaman” diye yol üzerine heykeller dikerdim -ordular boyu dilek ağacı sandıkları- Bazen kulaklarından

bazen kirpiklerinden sallanırdı mektupları -onlar tanrıya yazdıklarını zannederlerdi oysa hep ben okurdum-  

Tacın bir gün düşerse hayallerimden

sen terzini hiç değiştirme.

Aşağıda tutmak için bekleyen halk telaşı…

Burnumda paskalya koksa

seni yangınlara veririm.

Sen ise küle dönmesin diye haritalar hep terlemiş bir telaş içinde gelirsin. Telaşlanma daha aşk kapıda

adını paskalya telaşı koyarız.

 

*****

 

Gökyüzü Yolculuğu 

 

Bir yolculuğa çıkıyoruz

paraşütü icat eden adam ile

intihar eden kadının âşık olduğu

sonsuz gökyüzü yolculuğu…

Yanımızda gamzelerin ve kirpiklerin olur benim ise saçlarım ve göğüs kafesim. Güneşe bakıp

ağlama numarası yaparız -hokkabaz misali- Uçurtmaların bile kıskandığı

mavi kazaklar giyeriz.

Antika eşyalar biriktirir

yine en yaşlısı biz oluruz, inadına!

Yolculuğumuza deniz karışır

bazen yosun tutar bileklerin

benim ise eskimekten zincirlerim kopar. Düşüncelerine karışan akları da alır

tam oradan çıkarız yıldızlarımıza.

Aynı hayvanlara el sürer

farklı parmaklarımızı bastırırız ciğerlerine. Sen ateş yakarsın yıldızlarda

ben denizi izlerim doyasıya…

Vapurların köpüklerine bakıp

martı gibi görürüm beyaz şapkamdan onları da uçak gibi hayal ederim

deniz tutar beni bilirsin…

Çocuk ütopyam bir hırsızdır

acımasızca çalar o uçağı.

Üç oda bir salon sıcak bir ev yapar bana içinde kan ter içinde terlediğin…

İki kız çocuğu

dokuz tane mum yanar

uçaktan, toz şekerden evimizde.

Biz ise bulutlarda çay içeriz birlikte!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir